Hikayemiz

Hikayemiz

Yoncalı kaplıcalarının tarihçesi günümüzden yaklaşık 800 yıl kadar öncesine, Selçuklu Devleti zamanına kadar uzanır. Efsaneye göre, Anadolu Selçuklu Devleti döneminde Sultan 2.Alaeddin Keykubat’ın Gülümser adındaki dünya güzeli kızı bir cilt hastalığına yakalanır. Zamanla bütün vücudunu çıban denilen yaralar kaplar. Hekimlerin tüm uğraşı bu amansız hastalığa çare bulamaz. Gülümser’in güzel yüzü ve teni günden güne kötüleşir. Saçları dökülür, toplum içine çıkmaya utanır. Sultan babasından kendisini insanlardan uzak bir yere göndermesini ister. Sultan 2.Alaeddin Keykubat istemese de kızının bu dileği yerine getirip yanına korumaları ile nedimeleri ve hizmetkârları olduğu halde, Kirazlı Dağı eteklerindeki bugün adına Yoncalı dediğimiz alana gelirler. Çadırlar kurulur, Gülümser Hatun burada insanlardan uzak kaderini yaşamaya başlar. Aradan günler geçer, bir gün çadırında dinlenirken tüyleri dökülmüş ve tüm vücudu çıbanlar ile dolu uyuz bir tilkinin her gün bir çukurda kaynak, çamurlu sularda yıkanıp (batak), yuvarlandığını görür. Tilki her gün aynı zamanda gelerek bu işi tekrar eder. Kız tilkinin günden güne iyileştiğini ve çıbanlarının dökülüp tüylerinin çıktığını görür. Ve aynı işi kendi üzerinde de tatbik eder. Vücudundaki yara ve çıbanlar gün geçtikçe kabuk bağlayıp dökülür. Saçları yeniden çıkar, eski güzelliğine ve sağlığına geri kavuşur. Babası Sultan 2.Alaeddin Keykubat’a haberci gönderilip durum bildirilir…

Sultan sevinç içinde Yoncalı’ya gelir. Kızının sağlığına kavuştuğunu gözleri ile görünce davullar çaldırır, ziyafetler verir. Başkaları da şifa bulsun diye buraya kubbeli büyük havuzlu erkekler hamamı ile küçük bir kadınlar hamamı ve bir tane cami yaptırır. (1230) Yüzyıllar öncesinden başlayan efsane günümüzde, Gülümser Hatun Termal Tesisleri ile hayat bulmaya devam ediyor..